Son Dakika


KPMG Türkiye’nin “Turizm Sektörüne Bakış” raporuna göre 2025 yılı, küresel turizmde 1,5 milyar ziyaretçi eşiğinin aşıldığı “altın yıl” olurken, Türkiye 52,8 milyon turist ve 64,4 milyar dolar gelirle dünyanın en çok turist çeken ülkelerinden biri oldu. Stratejik dönüşümle ziyaretçi başına harcamada 1.000 dolar barajını aşan ve 10,7 günlük konaklama süresiyle dev rakiplerini geride bırakan Türkiye turizmi için 2026’da başarının anahtarı ise bölgesel belirsizliklere ve jeopolitik risklere karşı geliştirilecek kriz yönetimi ve adaptasyon kabiliyeti olacak.
KPMG Türkiye tarafından hazırlanan “Turizm Sektörüne Bakış” raporu, küresel turizmin 2025 yılında güçlü bir büyüme performansı sergilediğini ve pandemi sonrası toparlanma sürecinden çıkarak daha kalıcı bir büyüme evresine geçtiğini ortaya koydu. Rapora göre uluslararası turizm gelirleri bir önceki yıla kıyasla yüzde 6 artışla 1,8 trilyon dolarlık devasa bir hacme ulaştı. Böylelikle 2025 yılı, küresel mobilite ekosisteminde tarihsel bir eşiğin aşıldığı ve uluslararası turist sayısının 1,5 milyar barajını geçtiği “altın yıl” olarak kayıtlara geçti.
Avrupa kıtası yaklaşık 793 milyon ziyaretçi ile küresel turizmde en büyük destinasyon bölgesi olmayı sürdürürken Amerika kıtası, yaklaşık 218 milyon turist ile temkinli büyüme grafiğini korudu. Çin’in pandemi dönemi kayıplarını telafi ederek ziyaretçi sayısında pandemi öncesi dönemin üzerine çıkması da küresel dengelerin yeniden kurulduğunun bir işareti oldu.
Türkiye, dünyanın en çok ziyaret edilen destinasyonları arasında
Bu tabloda Türkiye, uluslararası ziyaretçi sayısı bakımından 6. sırada yer alarak dünyanın en çok ziyaret edilen destinasyonları arasındaki konumunu sürdürdü. Rapora göre rakiplerinden pozitif ayrışarak, geleneksel “deniz turizmi” kimliğini sağlık, gastronomi ve kültür turları ile harmanlayıp stratejik bir dönüşüm gerçekleştirdi. 52,8 milyon turist ve 64,4 milyar dolarlık gelirle hem sayısal hem de finansal hedeflerini gerçekleştiren Türkiye, özellikle ortalama geceleme süresiyle rakiplerine oranla ziyaretçilerin ülkede daha uzun kalmasını sağladı. Türkiye’nin rekabet ettiği başlıca turizm destinasyonları içerisinde yer alan Fransa’da turistler ortalama 7,2 gün, İspanya’da 5,3 gün, İtalya’da 7,8 gün ve Yunanistan’da 6,8 gün kalırken bu rakam ülkemizde 10,7 gün oldu. Türkiye, turizm gelirlerini yalnızca kıyı şeridine değil, geniş bir hizmet yelpazesine yayarak 2026 yılı için güçlü büyüme potansiyeline sahip bir ülke konumuna yükseldi.
Ziyaretçi başına düşen ortalama harcamalar arttı
2025 yılı verileri, Türkiye turizminin büyüme grafiğinin ziyaretçi hacminin yanı sıra ziyaretçi başına harcama düzeyiyle de desteklendiğine işaret etti. Ziyaretçi başına düşen ortalama harcamanın önceki yıla oranla yüzde 3,7 artış göstererek 1.008 dolara yükselmesi ve gecelik harcama tutarının 100 dolar seviyesine ulaşması, sektörün yüksek segmentli harcama gruplarına olan erişim kapasitesini yansıttı. 1.000 dolarlık eşiğin geride bırakılması, Türkiye’nin sunduğu gastronomi, kültür ve sağlık turizmi gibi hizmetlerin ziyaretçi nezdinde kabul gördüğünü ve “deneyim odaklı” harcama eğiliminin güçlendiğini gösterdi.
Kişisel harcamalar baskınlığını koruyor
Turizm sektörü, Türkiye ekonomisi açısından döviz kazandırıcı faaliyetler içinde stratejik önemini de sürdürüyor. 2025 yılında sektörün ekonomik değerinin gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içerisindeki payı yüzde 4 seviyesinde gerçekleşerek makroekonomik istikrarın temel sütunlarından biri olma özelliğini korudu. 2025 yılı gelir kompozisyonu incelendiğinde, toplam gelirin 46 milyar 252 milyon dolarlık kısmını oluşturan kişisel harcamalar baskınlığını korumakla birlikte, 18 milyar 196 milyon dolara ulaşan paket tur harcamaları önceki yıllara oranla yüzdesel payını artırdı. Bununla birlikte Orta Doğu’daki krizin etkisiyle, Türkiye turizminde erken rezervasyon döneminde talepte zayıflama olduğu ve rezervasyonlarda yüzde 20’ye varan düşüşler yaşandığı sektör profesyonelleri tarafından belirtiliyor. Bu zayıflamaya paralel olarak rezervasyon iptallerinin arttığı ve toplam talepte daralmanın yüzde 25–30 seviyelerine ulaşabileceği riski ifade ediliyor.
1 milyonun üzerinde ziyaretçi gönderen ülke sayısı 13’e yükseldi
Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi dağılımına bakıldığında ise 5 yıllık dönemde Türkiye’ye en fazla ziyaretçi gönderen ilk 7 ülkenin toplam ziyaretçi içindeki payı yüksek seviyesini korudu. Pazarın ana lokomotifleri konumundaki Rusya (6,9 milyon) ve Almanya (6,7 milyon), Türkiye’nin bu bölgelerdeki köklü marka algısının ve operasyonel gücünün sürekliliğini kanıtladı. Bu güçlü zemini, Birleşik Krallık’ın (4,3 milyon) istikrarlı performansı desteklemeye devam etti. Bununla birlikte, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’ye 1 milyonun üzerinde ziyaretçi gönderen ülke sayısının 13’e ulaşması, kaynak pazar tabanında genişleme yaşandığını gösteriyor.
“2026’da turizmin başarısı, kriz yönetimi stratejilerinin etkinliğiyle ilintili olacak”
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan KPMG Türkiye Strateji ve Operasyonlar Direktörü ve Turizm Sektör Lideri Ruhican Özen, “Küresel turizm ekosistemi, 2025 yılında sergilediği performansla pandemi sonrası toparlanma evresini geride bırakarak sürdürülebilir büyüme fazına geçti. Bununla birlikte, 2026 yılına ilişkin değerlendirmelerde turizm sektöründeki belirleyici unsurun, derinleşen makro-politik belirsizlikler ve tırmanan bölgesel ihtilaflar olduğu görülüyor. Özellikle stratejik bölgelerdeki istikrarsızlıkların tetiklediği rota değişiklikleri ve artan operasyonel maliyetler, sektör paydaşlarının kar marjlarını ve fiyatlama stratejilerini yeniden gözden geçirmesine neden oluyor. Tüketici güven endeksi üzerinde oluşan bu jeopolitik baskı, geleneksel rotaların yerini ‘güvenli liman’ olarak tanımlanan alternatif destinasyonlara bırakmasına yol açarak küresel turizm haritasını yeniden şekillendiriyor. Sektör temsilcileri; değişken ekonomik parametrelerin yanı sıra siyasi türbülansların oluşturduğu güvenlik hassasiyetlerinin ve tedarik zinciri kesintilerinin turizmin gelecekteki seyri üzerinde belirleyici olacağı konusunda birleşiyor. Dolayısıyla, 2026 yılında turizmin başarısı, bu çok katmanlı krizlere karşı geliştirilecek adaptasyon kabiliyeti ve kriz yönetimi stratejilerinin etkinliğiyle doğrudan ilintili olacaktır.” dedi.
BENZER HABERLER